Ekim 30, 2010

uyandığımda her sabah veya yattığımda her gece taze bir uykuya dalacağımı sandığım, bir kasırga, bir nöbetle başlıyorum. uyanıyorum, uyuyorum. sokak sessiz. penceremden bir kaç cılız ağaç dalı, sarı turuncu sepya rengi. aksine beyaz bir gök. her gece ve her gündüz. her biri başka siyah geçen insanların. çok yakın görünüşte. ufak sesler, yalanlar. her biri gökgürültüsü. yaygın kocaman odanın içine. turuncu sabah. perdelerim kapalı. hayalim canlı. içinde o? belki yok. belki de hep var. içimde o? belki yok. belki de hep var. kim o? belki de hiç yoktu. tanımıyorum.
vicdanım yastığımın altında kalmış. farketme beni. sakın.

Ekim 24, 2010

Buraya doğru baktığını hissediyorum -gözlerini kaçırma- ama bilmiyorsun ben de seni izliyordum.

Ekim 22, 2010

ne kadar çok gülsende, gözlerinde hep bir hüzün var demişti adam. bir taş duvarın yanından geçiyordum ve bomboştu anadolu yakasının en kalabalık caddelerinden biri.
şimdi kimbilir nerde?

Ekim 21, 2010

alıp kendimi karşıma 155118455 kere ''niye'' demek istiyorum.

Ekim 03, 2010

hiç bir şey alışılmadık değil ve hiç kimse tanınmamış, ilginç, farklı, ayrıksı. bana gelip anlat o günü. birden nereye kaybolduğunu. bir tek benim gördüğümü bir de o kasada ki kızın. hayal olmadığını kazağının o güzelim yeşil tonunu ve kahvenin kokusunu. sabırsız sandalye sallanımlarını. bilmiyorlar. tek bir şey bile değişmedi 600 küsür günden beri biliyor musun? sadece daha dar durduğum yer o kadar. alıştım. ama gel. gel bir an önce. belki sen bir mucize ben bir hatayım baştan başa.


-boynunun en ince yerini unutmadan-
bul beni, yolumu kaybetmeden.