Aralık 16, 2009

üç yıl sonra bile adını yazıyorum gizli saklı her yere. saklıyorum, koruyorum, kolluyorum ve korkuyorum.

bugünün şarkısını ilan ediyorum kendisini : Philip Glass -Dead Things

Kasım 30, 2009

şimdi gitmelisin. asıl şimdi.
çünkü aklım kaçmak üzere
çünkü ben; değil artık ben,
hiçkimse değilim.

Kasım 24, 2009

içimi kazıyor birileri tam göğsümün ortasından. biraz saygısı olanın kendine, sesi çıkar değil mi? çıkmıyor.
düşündüm de ;
kimsesizim.

Ekim 17, 2009

Ani patlamalar yaşıyorum durmadan bu aralar. Ancak en güzel yanı bağırıp çağırıp sonra da bi anda sakinleşip girdiğim gülme krizleri sanırım.
Bugünlerdeki en büyük eğlencem. Garip.

Ekim 10, 2009

geride bırakıp, hayata dönmeli.

Eylül 26, 2009

Ben en son hikayemi yere düşürdüm. Geldi üstüne bastı.
Sesim çıkmadı.

Eylül 20, 2009

Fazla kanmamak gerekiyormuş gündüz gözüken güneşe.
Bundan böyle her gün
gece.

Eylül 13, 2009

Sonbahar değil buraya gelen. Daha çiçekler yeni yeni açıyor burada.
Uzun zaman sonra ilk kez huzurluyum.

Eylül 04, 2009

ressam olur bazilari, baskalarının kalbini kazıya kazıya
ya da resim olurlar senin gibi; kazına kazına.

dar alanda kısa paslaşmalar.

Ağustos 31, 2009

bu hikayenin artık bi sonu olmalı değil mi?
nefret sınırını iyice zorlamadan.

Ağustos 26, 2009

her kadın hayatında bir defa hastalıklı bir aşka tutunur ve bundan kurtulmayı başaran oldukça azdır.

Ağustos 16, 2009

şimdi gidiyor o.
asıl şimdi.

Ağustos 06, 2009

Ağustos 01, 2009

bu aralar
her zamankinden Çok
a-acayip
im.

Temmuz 26, 2009

bekledim.
2 yıl kadar süren sancılı süreçten sonra hastalıklı bir canavar doğurdum, senden habersiz. bundan sonrası acısız sanardım kim bilebilirdi? ben biliyordum. yine de bekledim.
uğrayabilmiş olduğunu varsaymak en çok istediğimdi. ama ''şaka''.
joker-miş-im ben!
yer doldurur.
korkar kaçar.
korkmaz gelir.
her yere uyar.



kaçık, yasak, utangaç, küstah, yalnız.
kim?

Temmuz 20, 2009

sabır, sabır, sabır, sabır..
bi işaret bekliyorum bu aralar.
gayet neşeli görünümlü sıkıntılı günler.
kendi kendime yalan söyleme rekorunu her gün yeniden kırmamda cabası.

Haziran 28, 2009

bir gün o çemberin biraz önce çarptığım en kuytu köşesinden dönüp, yalnızca bir kaç dakika önce olduğum yere bir daha gelebilirmiyim miyim
artık
bilemiyorum.

bir hadise var

boğazımdan tüm organlarıma işlenen parmak izleri. ilmek ilmek, itinayla, öylesine. üzerimde gözüm gibi baktıklarım hala. adın yazılı geçtiğim her sokaklarda, üzerinden umarsızca geçtiğim her kaldırımda. her adımda sen. yazık.
bildiğim tek şey bundan sonrası yok. oluru yok bunun. susturacağım illaki içimdeki nefreti(?!).
gün olur devran döner silinir her hücremden senin de hücrelerin.



bir hadise var, kimse bilmiyor.

Haziran 25, 2009

gülüyor gibi yaptım

İstem dışı veya değil. öyle karmaşık duruma gelebiliyor ki bazen herşey. Mesela hiç ummadığın bir an o hep istediğin şey ellerinin arasında, avuçlarına düşecek belli. Ama üzgünüz doğru yer, doğru zamanı kıl payı kaçırdınız..




Aynaya baktığında karşında beliren surete gözlerini dikip bakabiliyor musun? Bu akşam birileri gözlerini kaçırıyor sanki.

Kim olduğunu kim bilir.

Haziran 20, 2009


bir gün belki ilk kez böyle çok sevecekken düşürüyorum seni kendi ellerimden,
kendi ellerimle.

ve
başlıyor aniden üzerine yakıştırdığım kılıf sökülmeye.
ben; seni unutuyorum
ve
sen; bunu bilmiyorsun.

Haziran 10, 2009

ya-pa-mı-yo-rum!
hepsi bu.
geçmişte yaşanmazdı. hatta onun söylediğine göre geçmişte kalmak ciddi bunalım belirtisiydi. ama orada kaldım. şimdi bilim adamlarından yardım istiyorum. ya sonsuza kadar burada kalayım, ya da zaman tüneline atlayıp biran önce kaçayım.

Haziran 01, 2009

bir pamuk prensesi var onun artık. yedi cücesi hizmetinde. kızıl saçları bir prensese yakışmayacak şekilde ve etekleri kısacık prensesliğinin aksine. prens el pençe divan o eteklerinin altında. ağzından çıkan her sözü yerine getirmeyi görev edinmiş sanki. pamuk prensesin pamuklarına sarıp sarmalanmış artık gerçekten mutlu gibi.

Mayıs 27, 2009

içinde
her sessizlik, artık benzersiz bir intiharın eşiği.

Mayıs 06, 2009

sırf üffflesem de uçsa, silinse beynimdeki yıkıntılar.

Nisan 23, 2009

bir penceriye ucuz bantlarla bağlı bir kağıt parçası
bir pantalon paçası
çamur lekeleri
bir vişne lekesi bundan sonra kalacak üzerinde
bir alkol kokusu, sek.
sigara dumanı soğukta izinde gittiğin
bir kaldırım üstü tartışma mekanı
belirsizlik.

parmak izlerini akıttım bugün üzerimden.

Nisan 22, 2009

git-tikçe çirkinleşmek

-insanlar belli kalıplar içerisindedir. kimseye fazla sıfat yükleme!
-ben sıfat yüklememek gerektiğini senden öğrendim zaten.




anlayana..

Nisan 18, 2009

üşenmesem ağlayacağım.

Nisan 15, 2009

reklamlarda küçük çocukların tuvalet kağıtlarına olan bağlılıklarına, sanki aşıklarmış gibi davranmalarına bazen tahammül edemiyorum.

Nisan 12, 2009

Midemde
bir hıçkırık
takılı

hazmedemezsem
öleceğim.

Nisan 10, 2009

zaman kavramından yoksun

hiç aklımdan geçmemenin verdiği, şaşkınlık ve sessizlikle bir kaç ay oyalandım yanında.
oyalanmak ayıp kaçsa da tanımaya çalışırken buldum kendimi, seni.
bunun için uzun yollar gerekiyordu belki,
bir kaç adım,
bir kaç kavga,
itiraf,
korku,
hepsinden teker teker geçmeyi denedim.
ne kadar zor gelse de hepsinin üstesinden bir hışımla geçtim.
ama her bir parcamı, katettiğim bir arpa boyu yolun her bir tarafına sen görmeden serptim.
bilmiyordun..
bilmeyecektin.
içimden kopan korkuların,
sadakatsizlik anlayışının,
nelere yol açtığını.
ben bile artık tahmin edemeyecek duruma geliyorum.
bir gün güneşin uzun zaman sonra perdemin kenarından göründüğü bir sabah,
artık neden gerçekten gülemediğimi düşündüm.
biliyordum, emindim.
ama üzgünüm bunu hala itiraf edemiyorum.

belki bugün

belki de bir kaç ay sonra
gideceğini bilerek yada gideceğimi bilerek yaşamak acı verici olsa da
buna şimdiden alışmaya çalışıyorum.
ayrı dünyaların insanları mantığını bizim üstümüzde kurmaya çalışıyorum ve
çalıyorum böylece hayatımdan.
-seni seviyorum.-

Nisan 09, 2009

burada halletmem, hatta belki baştan başlatmam gereken yüzlerce şey var.
bir sürü kağıt çalışmam gereken
bir sürü kitap kapağı açılmamış
keşfetmem gereken yerler
görmem gereken insanlar
ve bir aşk(!) yolunu kaybetmeyi öğrenen
karmakarışık bi sürü kelime
...

karşıma geçmiş
teker teker gelip

nanik yapıyorlar.
sana doğru attığım adımın her birine karşılık, farkına varmadan kaçtığını yeni yeni görebilmek hoş değil.

Nisan 08, 2009

bazen istemesen de yaparsın.
kimse zorlamaz, istemesen de aklını zorlar inadına yaparsın.

Nisan 05, 2009

hayatımın en önemli bölümüne sahip olan bi çok eşyanın olduğu dolabın kapağı açıldı bugün.
oyuncaklar çıktı önce içinden.
-'o adam'ın parmak izleri duruyormudur üzerinde bilinmez.-
gözüme ilk çarpan, en sevdiğimiz lahana bebek.
salonda uyuyakaldığında, gece yanına gelirken elimden düşürmediğim bebek.
salona girdiğimde o saatte kapalı trt'nin belirsiz şekillerle çıkan kulak tırmalayan ses.
-bunları görmek, hepsi tekrar yaşamak kadar gerçek sanki.-

ve sonra gördüğüm kırmızı bir elbise, göğüsünde beyaz bir dantel bir-inci yaş doğum günü elbisesi.
kafamda canlanan o adamın kucağında, ilk duyduğum şarkı 'Ave Maria' da danseder gibi yapmak..
-ilk defa hafızamın güçlü olmasına lanet mi okumalı diye düşündüm. beynimden bu kadar canlı geçmesi iyi midir bilemiyorum.-
bugün kapağı açıldığında çocukluğumun, içine girmek en büyük isteğimdi.
bu ' keşke tekrar çocuk olabilsem' cinsinden değil.
çocuk olmayı sırf 'o adam'ı görmek, 'her kızın ilk aşkı babasıdır sözünden' yola çıkarak benim ki her zaman daha da güçlüdür diyebilmek için. onunla belki bir kaç saatte olsa geçirebilmek için.
bugun, hayatımın en önemli bölümüne sahip o dolap açıldı.
hayatımın en önemli dönemine ait lahana bebek, şimdi başka bir bebeğe verildi.
hayatımda giyip giyebileceğim en güzel kırmızı elbise, şimdi yeni gelen o bebeğe daha çok yakıştırıldı.
bugun o karton kutunun içinde giderken oyuncaklarımla elbiselerim anladım. bir daha asla çocuk olamaz insan. ne kadar hayal dünyasında da yaşasam hiç bir zaman geri gelmeyecek hayatımın en önemli bölümü. o zamanlar..
'o adam..'

Mart 28, 2009

farkettim de..
uzun zamandır yolu buradan geçen bütün insaların yüzleri kayıp.
silik.
ben maskeye de razıydım
yazık.

Mart 27, 2009

bencil olmak gerekir bazen.

eskiden nefes aldığımız yerden km olarak değil de, fikir olarak uzakta kalıyorsak artık ve tek yapabildiğimiz şey o zamanı hatırlayıp gülümsemekse, geriye dönmenin manası kalmıyor şu dakikadan sonra. eskiyen eskide kaldıysa şimdi yanımda olabilecek tek şey benim ellerimdedir.

onlar artık geri gelemeyecek kadar eskidi bayan.

Mart 23, 2009

kendini ordan oraya atacağına
artık,
kafanı taşlara vur kedicik.
bir dikiş kutusunun içine düşmüş gibiyim. dolansam da ipliklere, ne kadar iğne batsa ancak bir sökük kumaş parçasına ya da kopuk bir düğme için kurtarılıp tekrar atılabilecek alelade bir şeyim artık onlar için.

keşif.

kalabalık bir sokak belki hayat
sen her köşe başı..
yorgunluktan mı bu halim?
düşünmek bile zor.
kelimesiz geldiğim,
fikirler yol almaz.
dağınıklıktan mı bu halim?
durulmak artık zor.
geçmişte bitirdiğim,
hüznümde hal kalmaz.
dönüşmeden,
değişmeden gün olmaz.
çare bulmaz,
soluklanmaz zaman.
yenilenmez yalan..

toplanmamış bir oda
benle hayat
sen
yağmur sonrası..



Jehan Barbur

-rüyalardan fazla bir şey ummamak lazım ama her defasında yaptıkları ona inanmamamı zorlaştırıyor-


(gönül buraya şarkıyı dinlemeniz için eklemek isterdi elbet, fakat henüz bunu nasıl yapıcağımı bilmiyorum (: )

Mart 22, 2009

rüya-mda

bir utanç tablosuna mı eşdeğerdi ben beraberken biriyle, senin eline yapışmam ve sonra kaçtığımda senin ağzımdan kaçıracaklarıma dokunman dudaklarınla..?

Mart 19, 2009

m.

onu bir şey yıkamadı bugün
benim dışımda.







yanlış anlaşılmak.. anlaşılmak.. yanlış..hep.

Mart 16, 2009

eski günlerimi özlemiyor değilim. özlüyorum. dostlarımı, dost bildiklerimi elimde olan tek şeyin saflıktan ibaret olduğu zamanları. çocukluk işte. yine de içimde barındırabildiysem birazını bu da güzel.
artık daha çok çıkıyor sesim. daha çok karışıyorum insan içine. kitaplara daha çok boğuluyorum. daha az gülüyor olsam da şimdi ki halimden de mecburen mutluluk duyuyorum. mecburen.. hayat zorluyor bazı şeyler için. içinden çıkılmaz durumlara gülerek karşılık vermek geliyor içimden. yorgun değilim yapabilirim.
-bahar yeniden doğuş derler ya artık inanıyorum.-



çok özledim seni dost..

Mart 14, 2009

mutluluktan kaçıyormuşum.
şimdi farkediyorum. artık çok yakınımda biliyorum. ilk defa bu yükümlülük(belki bağlılık) zor gelmiyor bize.
biliyorum ve büyük bir memnuniyetle
onu en derinimde her geçen gün büyütüyorum.

Mart 10, 2009

çelişki

görünen köy klavuz istemiyor.
hava soğuk biliyorum. dışarısı buz. eğer burada kalmaya devam edersem iliklerime dek donacağım. olsun. çıkıyorum. evet soğuk deyip içeri kaçıyorum. ve ertesi gün ve sonra yine.. hergün..
hava soğuk ve asla ısınmayacak bunun bilincindeyim.


buradan gidersem bir şey değişmez öyle değil mi?

ama gitmezsem değişecek görmeye başlıyorum, biliyorum.
bahar geliyor.

Mart 08, 2009

.ortaçgil

gül.
sen gülünce bahar
renklerden pembe
günlerden pazar
aklım
sen de..
sev.

Mart 06, 2009

arkamdan bir tekme ve anında denizin dibini boyluyorum. binlerce olta düşüyor peşimden. ben yalnız senin ağına takılıyorum. her balık gibi değilim ben. oltaya yakalandığım anda kurtulacağımı sanıyorum. kurtulmuyorum, kurtulamayacağım besbelli.


ben artık her gün sadece can çekişiyorum.

Mart 05, 2009

bazen,
bazı şeylere kayıtsız kalabilmek, kendime verdiğim bir ödülmüş gibi geliyor.

Mart 01, 2009

mutlu musun?
değilsin.
mutlu muyum?
değilim.

Şubat 28, 2009

önce kaçıyorsun peşine düşüyorum. ve biliyorsun hep geleceğim arkandan. o kadar da çok tatbik ediyorsun ki bunu artık bırakmayı bile düşünüyorum. inan bana. sonra kaçıyorsun ve kaçıyorum. gelmiyorsun ama gitmiyorsun da. ben de gitmiyorum arkandan ama geri de dönmüyorum eminsin. bir köşeden izliyorum seni. geliyorsun tutamıyorum kendimi ne varsa içimden gelen döküyorum. ve sen yine gidiyorsun.

evet aşk ya da tutku ya da bir ilişkide ki o ilk başlarda ki sevgi anlayışı mı demeli heyecanda olabilir her neyse işte maalesef hiç hoşlanmasam da bu şekilde oluyormuş.
ve ben bunları yaşamayacağım biriyle bulduğum an evleniyormuşum.
gitmek hiç bu kadar çekici gelmemişti..

Şubat 24, 2009

kaç.

çekmecelerimde saklamaya çalıştığım bir kaç kağıt, bir kaç mektup şu hiç bir zaman gönderilmeyeceklerden. ve bir kaç nefes herkesten çaldığım. duymaya kapalı gerekli duyu organım.
bir şarkı çalıyor her açmaya çalıştığımda. korkak, yenik ve hep bitmeden tekrar başlayan bir şarkı. içinden tek çekip aldığım o zarf. her kafa karışıklığında gün yüzüne çıkmaktan parçalanmış daha da parçalanacak olan. kimse bilmiyor kim olduğunu. o bile.. bir tek ben..
zarfın içinde bir kaç kalem darbesi ufacık bir resim kağıdı ondan kalan. ve aynı günden kalan bir kaç kötü cümle. zarfın içindeki, çekmecelerimin içinde ki. . hep bir kaçış.

Şubat 21, 2009

sesimi yükseltsem kaçacak gibiyim ben bile kendimden. o yüzden biraz daha sessiz olmalıyım sen de öyle. doğduğumuz bankta yeniden duyabilmek için belki. nefesim kesilene kadar konuşmalıyım seninle. boynunda nefes alıp vermeliyim yaşayabilmek için. sen saçımı okşamalısın mesela ve sonra uykuya dalmalıyız. uyandığımızda her şey bambaşka olmalı bambaşka bir sokakta, bambaşka bir yerde belki uzun bir süre sonra bulmalıyız birbirimizi.



sana dair hatırladığım en son kare tam anlamıyla bu olmalı..
peşimden bir ses geliyor.
kim olduğunu çıkaramıyorum. peşimden geliyor. bazen nefes nefese kalıyor bazen ağlıyor gibi. korkuyorum ama kaçmıyorum. aksine onunla yaşamayı öğrenmeye çalışmaya alışmalıyım.
peşimden geliyor.

Şubat 17, 2009

kanatlarım emretti, çırılçıplak öleceğim.

her açtığımda kelebekler kaçırıyorum ağzımdan. Kanat çırpıyorlar, çırpınıyorlar sana yaklaşırken. ben şimdi sırası değil deyip peşine düşüyorum, yakalarım sanıyorum kaçıyorlar parmaklarımın arasından. ellerim düşüyor kucağıma, üşüyor. sen yine görmüyorsun.
anlatacak hikayelerim var sana. gördüğüm yolları anlatmalıyım veya görmediklerimi. bir çoğu hayal ürünü de olsa benim için önemli. eğer biraz önemsersen beni belki bigün onların içinde bile yaşayabiliriz.

Şubat 16, 2009

sessiz biraz

nadasa çektim kendimi. evet sanırım en iyisi bu olacak. biraz sessizlik, biraz ayrılık, alttan gelen piyano sesleriyle ve elimde kahve sigara ne olursa olsun nadastayım bir süre. öyle olmalı. çünkü benim istediğim kafamda kurduğum - ki kafamdakilerin genelde hep tersi çıkar o yüzden şaşırtıcı değil bu- ilişki, yaşam tarzı, iletişimimiz bu değildi. kesinlikle değildi hem de. hayır bir plana oturtmadım hiç birşeyi o boyutta değil. plan değil de hayal diyelim. evet daha düzgün oldu.. ve buna bağlı olarak büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. belki sen de bilemiyorum. ben hayatımda yapmayacağım şeyleri yaptım ve bir anda basitleştim önce kendi gözümde sonra sende. ahmaklık ettim kendimi anlatmaya çabalarken saçmaladım. umarım farkındasındır. ben böyle değilim. gerçekten değilim.
işin en kötü taraflarından biri de, sürekli senden habersiz seni suçluyorum sana değil. kendime bağırıp çağırıyorum her dakika. taşları ben oturtamadım diye. kozları avucunun içine ellerimle doldurdum diye. bunu düşünmem çok çirkin biliyorum. ve bu şekilde anlatmam ama üzgünüm durum böyleyken böyle..
her neyse.. şşşşt! şimdi biraz sessizlik istiyorum.
hoşçakal.

Şubat 15, 2009

seni seviyorum.
ve
senden nefret ediyorum.

Şubat 14, 2009

yoruldum sıkıldım çokca.
uzun zamandır sinyalini veriyordum aslında ama kimse farketmedi, belki farkettiremedim ya da ben açgözlülüğümden gözardı edip görmemezlikten geldim. Dahasını istedim. Öyle böyle derken bu duruma geldim çok yoruldum. İnsanların kırgınlıklarına sargı bezi ararken çiziklerle doldurdum kendimi bilemedim. Ama baktım ki kimse dönüp bakmıyor. Annem, kardeşim, sevgilim dostum dediklerim.. hiç.. hiçbiri..
Çokta kısa olmadığını tahmin ettiğim bi süredir tam anlamıyla saçmalıyorum. Bir kaç adım atabilmek istiyordum küçükte olsa ama imkansız, dediklerine göre ben buraya ait-mişim. Ne kadar yorgun olsam da bir kaç adım atabilecek gücüm vardır diyordum gücüm olsa da güvenim yok artık. Hayata..
yazamıcam galiba.

Şubat 12, 2009

ben
sana dokunmamı istemediğin her zaman diliminde
omuzunla omuzum arasında kalan saçlarımı
diken yapıp
batıracağım..
bu kez canını isteyerek yakacağım.

bir garip gerçek tesadüf

aslında hiçde görmemeniz gerektiğini bildiğiniz bir insanla karşılaşmayı istediniz mi hiç? ben istedim açıkcası ve bunu kabullenmek oldukça zor oldu. eminim herkes için öyledir. çünkü bu, kolay kolay sindirilebilecek bir istek değil, olmamalı da.. bir marketin önünden geçerken, oturduğu evin yakınlarında dolaşırken, sahile gidip karşıdan gelenin o olduğunu varsayarak, en çok gittiği kafenin kapısında duruyordur belki diyerek yolunu değiştirip önünden geçip falan bir kaç saniye görmek için.. olmuyor. aslında olur mu? neden olmasın.. fakat işin özü gerçek bir tesadüf bekliyorum ben. ama gerçekten karşılaşmak hiç beklemediğim bir anda çünkü böyle bir büyüyü bu şekilde bozmak kaçınılmaz gibi. çünkü onu uzaktan bile olsa görmek sırf içimde ki bu istek nelerin değiştiğini gözlerimle görme isteğinden ibaret. ve aynı zamanda görmememde gerek adım gibi eminim. garip."sonradan dank etmek" böyle birşeymiş zannımca...
.....
sonuçta insan, bazen karşılaşmak ister birileriyle. ama eski bi sevgili ama arkadaş ya da hiç tanımadığın biri. umut etmek için gayet geçerli nedenler bunlar. hayatı ilginç kılan detaylar, içindeki tezatlar. düşünüyorum da bazen gerçekten de kolay olmuyor bunlarla yaşamak. hergün seninle değil ama seninle ilgili şeylerle karşılaşmak.