Aralık 30, 2010

sonunu bilsem ne farkeder?

Aralık 18, 2010

kırılırken ''hiç yoktan iyidir'' fanusu denizin dibinde, bir volkan gibi patlıyormuş tanıştığımız gün, attığımız ilk adım, içtiğimiz o akşam. yeni bir yılın ilk günü başlayamadan henüz.

Aralık 12, 2010

gel dedim silelim gerçeği. kaldıysa eğer elle tutulucak bir yeri. gel dedim kaçalım birbirimizden bırakıp kovalamayı.
sen tek zayıf noktam dedi. üstelik ben silmeye çalışırken aklımdan silüetini. çirkinleştim, kötüleştim, sakinleştim. bilmedim ne yaptığımı, bilmiyorum da halen daha. geçerken hergün iki yakayı birleştiren köprünün üzerinden, diliyorum. bir şeyi düşünüp diğerini isteyerek. suç, yalan, günah. ne dersen. şöyle birşey sonucunda. ben birilerinin bir şeyi hakedip etmemesi hakkında bir fikir sahibi değilken, haksızlığı öğrendim. senden.
ve artık bu bir temize çıkarış kendini. tüm kalbimle kabulleniyorum.

Aralık 10, 2010

artık bul, bulsana beni.

Aralık 02, 2010

yalanlar söyleyip sürekli, inanarak inadına.
karşılıklı.
boşuna arama. çünkü yok!

Kasım 29, 2010

baktım ki güneş açıyor bir gün. kandım. bahardı. yeniydi. parmaklıklı camın ardında onu gördüm. korkaktı ve sıcak. bir çocuk gibi elinde çikolatadan kuleler.

Kasım 22, 2010

birgünlük bir şey. tanımıyorum sizi. ama biliyorum. adım gibi. fakat bilmiyorum adınızı hala.
elleriniz yok. neden?
sesinizi duymuştum ve kırmıştım kendi tellerimi gerip kalbinizi. duyamıyorum artık.
hala orada mısınız?

Kasım 15, 2010

''Dürüst olduğumu sanıyordum ama aslında düpedüz kaba ve acımasızdım. Onun bir orkide gibi eşsiz ve zarif duyarlılığını, keskin, soğuk bir orakla biçiyordum. Sevilmeye her şeyden çok gereksinimim varken, bana karşılık istenmeden sunulan bu umulmadık sevgiyi reddediyordum. Ele geçirdiğim her şey için savaşmış, yıpranmış, didinmiştim; hayatın bu sürpriz armağanının değerini bilemeyecek denli katılaşmıştım. Yüreğim nasır bağlamıştı.''


Aslı Erdoğan

Kasım 13, 2010

Manzaralı bir odada. Karşımda deniz, ardımda o vardı. Baktım. Yanılmışım. Ne yazık dedim.

Kasım 06, 2010

sabahtan beri belirsiz bir yas tutuyordum. kendi içimde kendimle. olmayacak duaya amin deyip, hiç gelmeyecek birini bekliyorum ona hissettirmeden. Sandım. yanılmışım. bundan sonrası muamma. insanın kendini hiç hazır olmadığında tanıması ne korkunç. etrafım bulanık. abartmıyorum. eksiğim fazlasıyla.
ama dur dedim.
gitti.

Ekim 30, 2010

uyandığımda her sabah veya yattığımda her gece taze bir uykuya dalacağımı sandığım, bir kasırga, bir nöbetle başlıyorum. uyanıyorum, uyuyorum. sokak sessiz. penceremden bir kaç cılız ağaç dalı, sarı turuncu sepya rengi. aksine beyaz bir gök. her gece ve her gündüz. her biri başka siyah geçen insanların. çok yakın görünüşte. ufak sesler, yalanlar. her biri gökgürültüsü. yaygın kocaman odanın içine. turuncu sabah. perdelerim kapalı. hayalim canlı. içinde o? belki yok. belki de hep var. içimde o? belki yok. belki de hep var. kim o? belki de hiç yoktu. tanımıyorum.
vicdanım yastığımın altında kalmış. farketme beni. sakın.

Ekim 24, 2010

Buraya doğru baktığını hissediyorum -gözlerini kaçırma- ama bilmiyorsun ben de seni izliyordum.

Ekim 22, 2010

ne kadar çok gülsende, gözlerinde hep bir hüzün var demişti adam. bir taş duvarın yanından geçiyordum ve bomboştu anadolu yakasının en kalabalık caddelerinden biri.
şimdi kimbilir nerde?

Ekim 21, 2010

alıp kendimi karşıma 155118455 kere ''niye'' demek istiyorum.

Ekim 03, 2010

hiç bir şey alışılmadık değil ve hiç kimse tanınmamış, ilginç, farklı, ayrıksı. bana gelip anlat o günü. birden nereye kaybolduğunu. bir tek benim gördüğümü bir de o kasada ki kızın. hayal olmadığını kazağının o güzelim yeşil tonunu ve kahvenin kokusunu. sabırsız sandalye sallanımlarını. bilmiyorlar. tek bir şey bile değişmedi 600 küsür günden beri biliyor musun? sadece daha dar durduğum yer o kadar. alıştım. ama gel. gel bir an önce. belki sen bir mucize ben bir hatayım baştan başa.


-boynunun en ince yerini unutmadan-
bul beni, yolumu kaybetmeden.

Eylül 26, 2010

işin kötüsü; o, ben hiç bir zaman gerçek bir kadın olamayacağız. bencil, kararlı, inatçı.
keyifler yerinde mi? yerinde.
yerinde degil, ama yerinde.

Ağustos 06, 2010

sessiz,
3 adam var aksanlı. rizeli gibi farkediyor.
kaçıyoruz ağacın dibine ama köpekler oraya işiyor. bizde kusuyoruz birlikteliğimizi ne var?
soruların cevapları dakikalar önce verilmiş ne farkeder? öldürüyorum ellerimle söndürüyorum.
gidiyor. bir sigara daha. çakmakta el izleri, kırmızı.
onikiye beş var. kafamda elli rakamı. ne olduğunu bilmiyorum bir adam bakıyor. sessiz.
o gitti.
duramıyorum.
bir yavru kedi. tahminen bir kaç günlük. ne farkeder. arabanın altından çıkıyor. dokunuyorum. ufacık. bir adam geliyor fenerbahçe atkılı, sarışın kısa saçlı sevgilisi yanında. alıyor kolluyor kediyi. ben dönüyorum arkamı hiç bir şey demeden.
arkamda mısın? hayır. yol bomboş. bir taksi. adam arabayı sallıyor. biniyorum. ilk defa oturduğum caddenin adını söylüyorum. sabah konusu geçmiş canım yanıyor.
sonra telefon. sen. belki de değil. belki ben bile ben değil. kimbilir. bu değil biliyorum. bu olmamalıydı şuan. biliyoruz.
ben en suratsız, en küstah, en ahlaksız. nefret ediyorum insanlardan önce, kendimden.
bitiyor.
ben gidiyorum ondan öteye. o benden önce kaçmış.

-aşk öldü, nasıl bilirdiniz?-
tutku diğer adın. asırlardır tanıyorum.

Haziran 13, 2010

nerdeyse iki sene olmuştu seni apaçık, gizlenmeden görmeyeli. öptü. sarılmadı, sarıldım. bırakamadık. ayrılamadık. gibi göründü. ama aramızdan koca bir yol geçiyordu artık. ve bende o yola kaptırıp gidiyordum sadece önümdeki zemine bakarak. kafamı kaldırmıyordum. kaldıramıyordum. omuzumda öyle bir yük varki artık eskisinden de kambur yürüyorum. meğer yükümüde sırtlanırmışsın. ne ben birşeye aidim nede birşeyler bana aitmiş gibi hissetmiyorum. özgür gibi görünen kafestekilerdenim. nasıl bir nefretle anıyorsundur beni kimbilir.. üzgünüm evet. hergün neredeyse iki saatte bir aklımdasın. hem kaçıp hem de kovalıyorum seni. ben yanlış yaptım. ben yalnız yaptım bizi. ve en kötüsü her konuştuğumuzda gel diyebilmene rağmen tek bir adım bile atamıyorum ben. kafesimin kilidi aklımın içinde kayıp. aklımsa hayatımın içinde.

Mayıs 28, 2010

En güzel günüdür mayısın, Mavi.

Mayıs 23, 2010

çiçek kokuyor burası.
bugün bıkana kadar dinlemek istiyorum. 'she's gone'

Mayıs 10, 2010

umursamıyorum, yaşıyorum.

Nisan 01, 2010

güneş herşeyi sildi.
sesini ilk kez duymuş kadar mutluyken, titriyordu elleri. onu ilk kez böyle sıcak, ilk kez böyle şevkatli gördüm. hava soğuk, yanakları yanıyordu. anlıyordu bitecek. ama hiç bitmeyecek gibi davrandı inadına.
o gece hiç duymadılar iç seslerini.
o gece gizlediler herşeyi birer birer bilmeden.
o gece sarıldılar sadece bir kere.
ve sabah daha önce hiç görmemiş gibi birbirilerini.
bitirdiler.
bundan sonraki
gündüzleri.

Mart 15, 2010

bir saniye izin verin.
ben ne yaptım/yapmışım böyle? bu ben olamam değil mi? ama tam olarak da benmişim. yapmayın etmeyin, bakmayın dışarıdan nasıl göründüğüme. pisliğin tekiyim.
evet tam olarak bu pisliğin teki.
biri söylesin bana kim '7 yıllık' dostluna sarılacağına gider bir kaç aydır tanıdığı adama sarılır?
kim?

Mart 07, 2010

özel

onu bekliyorum.
biliyorum yüzünün en küçük çizgisine kadar. gözlerinin içindeki hareleri. fazla uyuduğu zaman şişen gözlerini. dudaklarının kıvrımlarını. bir erkeğe göre minik ve sevimli burnu. ve sesi. kalın. herkese göre değil ama sadece bana derinden gelen sesini. ellerinin vücudunun en özensiz yeri olduğunun farkında bile olmamasını.

bekliyorum.
'biliyorum, o orada bir yerde. şuan başka kadınlarla beraber olsa da ben üzüldüğümde burda, onun da canı acıyor.'
dün gece beni en şeffaf halimle gören bir dost onu anlattı bana. nasıl sevecen olduğunu ve ben pişman oldum belki de seni elimde olmadan, düşünmeden elimin tersiyle ittim diye. ama geldim. peşinden geldim. yoktun. bir daha karşıma çıkman dileğiyle..
uzun bir sessizlik oldu sonra. bir tek mumun verdiği ışıkla nefes almaya çalışırken zifiri karanlıkta buldum kendimi. ve bir kaç dakika sonra sessizliği bozdu sesi. 'kendine gel artık' dedi ve uykuya daldı dost.
ama ben gelemedim.

Şubat 11, 2010

seninle konusmak istemiyorum dedi adam, seni görmek dahi istemiyorum.
kadın kırıldı kanadı ama inanmadı. duymadı. görmedi. rüya dedi. her yıkıntısında olduğu gibi.
unuttu kadın gördüğü sandığı rüyayı. unutmadı adamı.
adam bilmedi. inanmadı. gerçekti her şey onun için. gömüldü suya.
gitti.


(işte sana konuşan biri, dilsiz ve dudaksız. durmadan koşan biri elsiz ayaksız.
böyle koşup durmak senin neyine gerek
boşlukta ayaksız yürümek gökteki ay gibi
ben bir denizim, kendi içinde taşan.
ben bir denizim, uçsuz bucaksız. kıyısız, hür bi deniz.)

Şubat 09, 2010

"bugün artık biliyorum: hayatın bizlere verip verebileceği tek ödül, tek armağan, sevgi dolu bir insandır ve biz böyle bir insanı, ilk fırsatta katlederiz. sonra da, ömür boyu, bu asla bağışlanmayan günahın lanetini sırtımızda taşırız"

Aslı Erdoğan-Kabuk Adam

Şubat 03, 2010

nerelerdesiniz?
geciktiniz yine.
alışkınım.
gelmeyeceğinizi bilmiyorum. ben hala o köşedeyim. gelecekseniz eger..
ama yine gelmeyecekseniz. bana söylemeyin.
duymam.
buradayım.
ben.

Ocak 13, 2010

duymuyor, görmüyor, konuşmuyorum. sinirlerim alınmış, yerine tarifsiz, anlamsız bir sükunet yerleşmiştirilmiş sanki. kelimeler boğazımı daha fazla tıkamadan çıkarmalıyım sanırım.